Hayatımız boyunca karşılaştığımız kayıplar, insanın en derin duygularını harekete geçiren deneyimlerdendir.
Bir yemeğin bitmesi, bir dizinin sona ermesi, sevdiğimiz bir şehirden ayrılmak ya da bir ilişkinin sonlanması…
Ancak tüm bu ayrılıklar içinde en derin olanı, şüphesiz ölümle gelen kayıplardır.

Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde yaşadığımız yoğun duygular, genellikle “yas süreci” olarak adlandırılır. Bu süreç, duygusal olarak zorlu ama aynı zamanda doğal bir süreçtir.
Psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross, yas sürecini beş evreyle tanımlamıştır. Bu evreler, kaybı kabullenme yolculuğunun psikolojik haritası gibidir.
1. İnkar Aşaması – “Bu olamaz!”
Yas sürecinin ilk aşamasında kişi, kaybı kabullenmekte zorlanır. Gerçeklik karşısında şok yaşanır, reddetme mekanizması devreye girer.
Bu inkar, acıyı hemen kabullenmektense onu ertelemeye çalışan zihnin bir savunma yoludur.
Kayıp yavaş yavaş kabullenilir ama beraberinde öfke, hayal kırıklığı ve suçlayıcı düşünceler gelir.
Kişi bazen kendine, bazen çevresine, bazen hayata ya da Tanrı’ya öfkelenebilir. Bu duygular, yasın doğal bir parçasıdır.
3. Pazarlık Aşaması – “Keşke…”
Bu aşamada kişi, yaşananları geri döndürmek ister.
“Keşke şöyle olmasaydı, böyle yapsaydım” düşünceleriyle içsel pazarlıklar başlar.
Bu düşünceler gerçekçi olmasa da, bir tür duygusal rahatlama sağlar.
4. Depresyon Aşaması – “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
Kaybın gerçekliğiyle yüzleşilen bu aşama, hüzün, içe çekilme ve umutsuzluk duygularıyla doludur.
Kişi bu evrede hayatın anlamını sorgulayabilir ve çevresinden uzaklaşabilir.
Ancak bu da sürecin doğal bir parçasıdır.
5. Kabul Aşaması – “Hayat devam ediyor.”
Yas sürecinin son aşamasında, kişi yaşananları kabullenmeye başlar.
Acı geçmez belki, ama kişi onunla yaşamayı öğrenir. Yeni bir denge kurmaya çalışır.
Kayıpla birlikte yaşamı yeniden inşa etme çabası başlar. Yas süreci, herkes için aynı sırayla ilerlemez.
