Türkçeye “aşırı düşünme” olarak çevrilen overthinking, bazı bireylerin yaşamlarında kronik bir tehdit haline gelebilir. Hepimiz zaman zaman hayatın getirdiği stresli dönemlerde fazla düşünceli veya dalgın hissedebiliriz. Bu oldukça insani ve normal bir durumdur. Ancak burada kritik olan, bu düşünme süresinin ne kadar sürdüğüdür.
Zihin bir düşünceye uzun süre takılı kaldığında, “normal” sınırları bulanıklaşmaya başlar. Aşırı düşünme, bir düşünceyi sürekli analiz etme, yeniden yorumlama ve farklı senaryolar üretme eğilimini içerir. Bu döngüye kapılan bireyler genellikle harekete geçmekten çekinir, karar vermekte zorlanır ve aynı olay üzerinde defalarca düşünerek zihinsel bir kısır döngü yaratırlar.
Bu süreç zamanla kişinin kaygı düzeyini artırır, stresi tetikler ve geleceğe yönelik korkuları besler. Mutluluk duygusu azalır, kişi yaşadığı andan keyif alamaz hale gelir. Tüm bu zihinsel yük, günlük yaşam performansını ve motivasyonunu da olumsuz yönde etkiler.
Aşırı düşünme, kişinin zihnini olumlu ya da olumsuz fark etmeksizin sürekli aktif tutarak bir alışkanlığa dönüşebilir. Bu alışkanlığı kırmanın ilk adımı, aşırı düşündüğünüzü fark etmektir. Farkındalık, değişimin başlangıcıdır. Ancak bu farkındalık her zaman tek başına yeterli olmayabilir. Bu döngüden çıkabilmek ve zihni sağlıklı bir dengeye kavuşturabilmek için bir uzmandan destek almak, süreci daha sağlıklı ve sürdürülebilir kılabilir.
Unutmayın, bazen durmak ve sadece “olmak” en büyük adımdır.

